Toplumsal Fabrika

 







Toplumsal Fabrika

Cleveland Modern Times Group

Çeviren: Lugburz

 

Giriş

Aşağıdaki makale 1974 yılının Eylül ayında yazılmıştır. Birçoğumuz için bu bir dönüm noktasıydı. Kısa bir süre önce Cleveland, Ohio'daki bağımsız bir sol örgüt olan Modern Times adlı siyasi grubumuzu feshetmiştik. Dönemin diğer pek çok kolektifi gibi biz de savaş karşıtı, öğrenci ve kadın hareketlerinden doğmuştuk ve politikalarımız bu deneyimler ile 60'ların siyahi ve diğer topluluk mücadeleleri dalgası tarafından şekillendirilmişti. Öğrenci, savaş karşıtı ve kadın hareketleri aracılığıyla gücümüzün sınırlarını test etmiş ve kendimizden daha büyük bir tabana, 'işçi sınıfına' ihtiyaç duymuştuk.

 

Yine pek çok akranımız gibi üniversiteleri ya da 'hareketi' terk ettik ve işçi sınıfını aramaya çıktık. Peki neredeydiler? Fabrikada mı? Toplumda mı? Ofislerde mi? Orduda mı? Biz esasen özgürlükçü, öncü parti karşıtı, sendika karşıtı, sol dogma karşıtıydık ve kendimizi teoriyi yerel düzeydeki pratikten geliştirmeye adamıştık. Uluslararası bir perspektifin gerekliliğini göremiyorduk. 60'ların mücadelelerinin anlamını kavramakta başarısız olduk. İşçi sınıfının geri kalanıyla olan bağımızı göremedik ve siyah, beyaz ve 'öteki', toplumda ve 'işyerinde' çalışan, ücretle ya da ücret yokluğuyla bölünmüş işçi sınıfını göremedik.

 

Neye karşı olduğumuzu biliyorduk ama ne istediğimizi bilmiyorduk. Topluluğun önemli olduğunu biliyorduk ama neden önemli olduğundan emin değildik. Kadınları örgütlememiz gerektiğini biliyorduk ama nasıl yapacağımızı bilmiyorduk. 'İşyeri örgütlenmesine' yoğunlaştık çünkü gücün orada olduğunu düşünüyorduk. 'Pratiğimiz' bizi 'teoriye' götürmedi. Ama bizi toplumda nasıl örgütleneceğimizi anlamamanın fabrikada nasıl örgütleneceğimizi de anlamamak anlamına geldiğini keşfetmeye götürdü. Kadınların gücünün nasıl örgütleneceğini anlamamak, işçi sınıfının herhangi bir kesiminin nasıl örgütleneceğini anlamamak anlamına geliyordu.

 

Politik olarak iflas etmiştik ve 1974 baharında Modern Times'ı feshettik. Ancak bazılarımız ev işleri için ücret perspektifini ve bunun tüm işçi sınıfı üzerindeki etkilerini anlamaya başlamıştı. Bu anlayış sınıf mücadelesine bakışımızı değiştirdi ve geçmişimizden kopmamıza, sol politikadan, hem özgürlükçülükten hem de öncü particilikten kopmamıza yol açtı. Modern Times'ın dağılması bizi bu dönüşümü gerçekleştirme konusunda serbest bıraktı ve birkaç ay sonra 'Toplumsal Fabrika'nın yazılması da bu geçişe işaret ediyor. 'Toplumsal Fabrika' soldan kopuşumuzu belgeliyor ve umarız başkalarının da aynısını yapmasına yardımcı olur. Anlayışımız makalenin ötesine geçmiş olsa da, makaleyi ilk yazıldığı haliyle basmayı tercih ettik.

 

Modern Times'taki çoğumuz için 'Toplumsal Fabrika' aynı zamanda karma bir erkekler ve kadınlar örgütü bağlamındaki son çabamızı temsil ediyor. Her ne kadar Modern Times makalenin yazılmasından birkaç ay önce feshedilmiş olsa da, o dönemde örgüt adına konuşmak önemliydi. Birçoğumuz şu anda Wages for Housework ağında yer alıyor ve ücret için uluslararası bir kampanya düzenlenmesine yardımcı oluyoruz. Otonom bir kadın hareketinin parçası olarak nihayet kendi adımıza konuşabiliyoruz.

 

Yorumsuz bırakamayacağımız iki nokta var. Bunlardan ilki, belgenin ev işleri için ücret perspektifi olmadan yazılamayacağının açıkça belirtilmemesidir. Bu perspektif, işçi sınıfı içindeki güç mücadelesini ve çeşitli sektörlerin otonom örgütlenme ihtiyacını görmemizi sağladı.[1] Kadınların ücretlendirilmemiş emeği ile başlamamızı ve bu sayede işçi sınıfının geri kalanının ücretlendirilmemiş emeğini görmemizi sağladı. Uluslararası işçi sınıfının 24 saatlik iş gününü ve bu düzeyde mücadele etme ihtiyacını anlamamızı sağladı. Bu, tüm hareketin devrimci feminizme olan borcudur. Burada dikkat çekilmesi gereken ikinci hata makalenin ikinci paragrafında karşımıza çıkıyor. O zamanlar ulusal bir perspektiften yoksun olduğumuza inanıyorduk; eksik olanın uluslararası bir perspektif olduğunu henüz anlamamıştık. Wages for Housework ağı uluslararası bir perspektif ve stratejiye ihtiyaç duyuyor çünkü sermayeye karşı koymak için ihtiyaç duyduğumuz güç seviyesinin farkındayız. Uluslararası dayanışmamız ne moralizme dayanıyor ne de kelimelerle sınırlı. Uluslararası bir perspektifin sonuçlarını anlamaya başlıyoruz çünkü yerel durumumuzu anlamak için başka bir yolumuz yok. Uluslararası düzeyde örgütlenmeye başlıyoruz çünkü kazanmak için başka bir yolumuz yok.

 

Los Angeles, Kaliforniya'ya taşındığımızdan beri bu gerçek birkaçımız için çok daha açık hale geldi. Meksika'dan kayıt dışı işçiler[2] sürekli olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne ve özellikle de Güneybatı'ya getiriliyor. ABD'ye gelmeye zorlanıyorlar çünkü alternatifleri Meksika'da açlıktan ölmek. Birleşik Tarım İşçilerine karşı grev kırıcı olarak kullanılıyorlar ve en kötü koşullar altında çalışıyorlar çünkü onları tarlalarda, fabrikalarda ve ev hizmetlerinde bilerek kullanan işverenleri onları sınır dışı etmekle tehdit ediyor. Meksikalı işçiler Sam Amca'nın göz yummasıyla ülkeye sokulurken, Meksikalı kadınlar Los Angeles'ta ve başka yerlerde istekleri dışında kısırlaştırılıyor. Doğum sancısı çeken kadınlar, sedasyon altındaki kadınlar, İngilizce bilmeyen kadınlar rıza formlarını imzalamaya zorlanıyor. Sermaye uluslararası planlar yapıyor: Kimin maaş alıp kimin almayacağı, kimin fabrikalarda çalışıp kimin çocuk doğuracağı, kimin kürtajdan men edilip kimin kısırlaştırılacağı, kimin yaşayıp kimin açlıktan ölmesine izin verileceği. Hayatlarımızın koşulları uluslararası sermayenin ihtiyaçları tarafından belirleniyor. Ev işleri için ücret perspektifi, sermayenin emek gücümüzü uluslararası alanda en iyi şekilde sömürmek için nasıl plan yaptığını göstermekle kalmıyor, sermayenin planlarını bozguna uğratmanın yolunu da işaret ediyor. Ev işi için ücret, yaptığımız her şey için ücret anlamına gelir; ister montaj hattında vida çevirmek, ister bulaşık yıkamak ya da bir köşede sessizce ölmek olsun, sermaye için yaptığımız tüm işleri reddetme gücünü geliştirmek anlamına gelir. Ev işleri için ücret, ihtiyacımız olan şey için mücadele etmek ve onu elde etmek için gücümüzü geliştirmek demektir. Başka bir deyişle, sermayeyi yenmek demektir.

 

Beth Ingber

4403/4 North Lake Street

Los Angeles, Kaliforniya 90026

 

Toplumsal Fabrika

Bağımsız solda birçoğumuz bir yeniden değerlendirme noktasına ulaştık. Siyasi perspektifimizi ve örgütlenmemizi yetersiz ve bazen de işçi sınıfının ihtiyaçları ve faaliyetleriyle ilişkisiz bulduk. Bununla birlikte, kolektif pratiğimizi bütünleştiremediğimizi ve yeni perspektiflerin ortaya çıkabileceği ulusal bir tartışmayı sürdüremediğimizi gördük.

 

Hem ulusal hem de yerel düzeyde siyasi netlik ve gelişme eksikliğimiz Modern Times'ın dağılmasına büyük katkıda bulundu. Örneğin, Modern Times'ta bizler birincil örgütlenme perspektifimiz olan 'işyerinde kitlesel devrimci örgütlenme'nin uygulanabilirliğinden şüphe duymaya başladık. Bu tür örgütler mümkün olduğu ölçüde, sendikalardan temelde nasıl farklıdırlar? Ne şekilde fabrikanın sınırlarının ötesine geçebilirler? Ancak kendi deneyimlerimiz orijinal örgütlenme perspektiflerimizden şüphe etmemize neden olsa da, ilerlememize yardımcı olabilecek alternatifler ortaya koyamadık.

 

İlerleyemememiz bizi siyasi bir belirsizlik içinde bıraktı. Eski Modern Times kolektifinin dört üyesi, sınıf mücadelesi sendikacılığına dayalı geleneksel sol siyasete (örneğin I.S. siyaseti) dönerek bu duruma tepki gösterdi. Çoğumuz bu politikaları reddediyoruz.

 

Belki de ileride geleneksel sol siyasetin doğrudan bir eleştirisini sunmak bizim için faydalı olacaktır. Ancak bu noktada daha acil meseleler olduğunu düşünüyoruz. Sınıf mücadelesi üzerine, eski sınırlamalarımızın ötesine geçmemize yardımcı olacağını umduğumuz alternatif bir perspektif sunmak istiyoruz. Bu fikirler henüz embriyonik formda olsa da, yeni ve önemli yönlere işaret ettiklerini düşünüyoruz.

 

İşçi sınıfı nedir?

Şu soruyla başlıyoruz: işçi sınıfı nedir? Cevap genellikle sol tarafından şu şekilde verilir: işçi sınıfı endüstriyel proletarya, yani mavi yakalı işçilerdir. Bazen işçi sınıfı endüstriyel olmayan ücretli işçileri de kapsayacak şekilde genişletilir - beyaz yakalı işçiler, hemşireler vb. İşçi sınıfının dışında 'halkın geri kalanı' vardır - siyahiler, kadınlar, mahkumlar, eşcinseller, öğrenciler, işsizler, sosyal yardım alan anneler, şizofrenler ve kötürümler.

 

Bu esasen sermayenin tanımıdır. Bir yanda üretken işçiler, diğer yanda ise 'topluma' yük olan sosyal sorunlular vardır. Sol bu analizi alır ve daha da geliştirerek üretken işçileri sömürülenler, geri kalanları ise ezilenler olarak tanımlar. Üretken işçiler bazen endüstriyel üretimdeki konumlarına göre, bazen de basitçe ücretli olup olmamalarına göre tanımlanır.

 

İşçi sınıfına ilişkin bu görüş, modern kapitalist toplumun, sermayeyi sürekli genişleyen bir biçimde yeniden üretme işlevi gören bir fabrika - toplumsal fabrika - olduğunu anlamadaki başarısızlığı yansıtmaktadır.[3]

 

Toplumsal fabrikada devlet, emeğimizin kullanımını, her zaman toplumsal düzeyde maksimum kârlılığı hedefleyerek, giderek daha fazla planlamaktadır. Sermaye daha fazla işsizlik yaratarak enflasyonu düşürmeye karar verdiğinde, işsizler kapitalist kârları genişletmek için işlev görürler. Sermaye, kadınların emek gücüne piyasa dışında ihtiyaç duyduğunda, hem evdeki ücretsiz emekleri hem de 'işsizlikleri' sermaye için üretkendir. Sermaye için yaşlıları işgücü piyasasından uzak tutmak daha kârlı olduğunda, yaşlılar sosyal sigortaların çöplüğüne atılırlar.

 

O halde işçi sınıfı, bireysel fabrika düzeyindeki üretkenliği açısından tanımlanamayacağı gibi, ücretli emek olup olmamasına göre de tanımlanamaz. İşçi sınıfının üretkenliği toplumsal fabrika düzeyinde mevcuttur ve bazılarımızın bu fabrikadaki rolü işsiz olmak olabilir.

 

İstihdam edilelim ya da edilmeyelim, günün 24 saatini toplumsal fabrikada sermaye için çalışarak geçiriyoruz. Ücretli emekçiler 'işten geri kalan' saatlerini işe geri dönmek için kendilerini yeniden üreterek geçirirler. Yemek yemek, uyumak, içmek, film izlemek, sevişmek, bir sonraki günün emeğine hazırlanmak için yaptığımız temel işlerdir. Aynı işlevler belki de 'işsizler' için daha da elzemdir, böylece sermayeye karşı şiddet uygulamayacaklardır.

 

Kadın emeği toplumsal fabrikanın merkezinde yer almaktadır. Kadınlar, evlerine görece kolaylıkla geri dönebilecek ucuz işgücü sağlamanın yanı sıra, yeni nesil işçileri yetiştirme ve bir sonraki gün işlerine dönebilmeleri için eşlerini besleme, giydirme ve rahatlatma yükünü de taşımaktadır. Ayrıca enflasyon karşısında aile bütçesini yönetmek zorundadırlar. Tüm bunlar sermaye için karşılıksız emektir.

 

İşçi sınıfını görmenin bu kadar zor olmasının bir nedeni de bazı emeklerin ücretli, bazılarının ise ücretsiz olmasıdır. Örneğin işsizler, bakıma muhtaç anneler ve yaşlılar, toplumsal fabrikadaki rollerini gizleyen sosyal yardımlar alırlar. Ücretli olmayanların aldıkları para miktarı genellikle iki unsura bağlıdır: emek gücünü (kendilerinin ve çocuklarının) yeniden üretmek için gereken asgari miktar ve sahip oldukları ya da uygulamakla tehdit edebilecekleri güç miktarı.

 

Ücretli olmayan sektörde birçok güç seviyesi vardır. İşsiz gençler daha fazla güce sahiptir ve çalışamaz durumdaki gençlerden daha fazla para talep edebilirler - sadece emek güçleri sermaye için potansiyel olarak daha değerli olduğu için değil, aynı zamanda siyah gençler şehirleri yakıp yıkmakla tehdit edebildikleri için.

 

Bir bütün olarak, ücretlendirilmeyenler ücretlilerden daha az güce sahiptir, ücretlendirilmeyen durumları onların güçsüzlüğünün hem nedeni hem de sonucudur. Bununla birlikte, bir örtüşme söz konusudur. Ev işçilerinin işsizlerden daha az kazandığı bilinmektedir![4]

 

Ücretli ve ücretsiz çalışanlar arasındaki ayrım

Ücretli/ücretsiz işçi ayrımı sermayenin bize karşı kullandığı en güçlü silahlardan biridir. Bu ayrımın belki de en bariz kullanım şekli, uluslararası bir ordu olan 'yedek emek ordusu'nun yaratılmasıdır. Aynı işler için rekabet eden büyük bir işsiz grubu olduğu ölçüde, ücret seviyeleri baskılanır. İşsizliğin bu işlevine işçi sınıfı tarafından meydan okunmaktadır. Birçok genç işçi düşük ücretli ya da tatsız işleri kabul etmeyerek sosyal yardım ya da yasadışı işleri tercih etmektedir.

 

Bu bölünmenin ikinci ve ilgili bir kullanımı da ücretli ve ücretsizlerin birbirlerine karşı kullanılmasıdır. Ücretli emekçiler, sözde daha yüksek vergilere neden olan sosyal yardım alanlara yönelik bir saldırıya katılmaya davet edilmektedir. İşsizlerin orantısız bir şekilde yüksek bir yüzdesi beyaz olmayanlardan oluştuğu için, bu durum beyaz ırkçılığını teşvik etmektedir.

 

Bu bölünmenin üçüncü bir kullanımı da işçi sınıfı içindeki bağlılıkları bölmektir. Ücretli ve ücretsiz işçilerin sınıf çıkarlarında bir özdeşlik görmeleri zordur. Sosyal yardım alan kadınlar daha fazla para için mücadele ederken, otomobil işçileri bunu kolay kolay diğerleri gibi desteklenmesi gereken bir ücret mücadelesi olarak görmezler.

 

Ücretli ve ücretsiz ayrımı, evdeki işleri yeni yeni işten sayılmaya başlanan kadınlara karşı çok etkili bir şekilde kullanılmaktadır. Özellikle kadınların hem çocuk yetiştirme hem de erkekleri çalışmaya hazır tutma açısından işçi sınıfının yeniden üretilmesindeki merkezi rolü nedeniyle, erkekler kadınların maaş ve daha kısa bir iş günü için verdikleri mücadeleyi meşru bir işçi mücadelesi olarak değil, kendilerine yönelik bir tehdit olarak görebilirler.

 

Gerçekte, ev kadınlarının ve işçi sınıfının diğer kesimlerinin sahipsiz ve güçsüz durumu, sınıfın daha örgütlü kesimlerinin hem gücü hem de zayıflığıdır. Kadının güçsüz konumu erkeğe bir güç vermektedir. Vasıflı işçiler ve yüksek düzeyde örgütlü kitlesel işçiler, sermayeden taviz talep edebildikleri için sermayeye karşı ve sınıf içinde bir güç konumunu korumuşlardır, bunun maliyeti daha az örgütlü sektörler tarafından karşılanmaktadır. Otomobil işçileri daha yüksek ücretler için greve giderse, otomobillerin fiyatı artacak ve bu yüksek fiyat öncelikle sınıfın orantılı ücretler talep edebilecek güçte olmayan kesimleri tarafından karşılanacaktır. Buna düşük ücretli işçilerin yanı sıra ücret almayanlar da dahildir.

 

Öte yandan, çok sayıda işçinin sahip olduğu çaresizlik durumu, daha örgütlü olanların mücadelelerini daha önce özetlenen şekillerde zayıflatmaktadır. Endüstrinin yüksek ücret talepleri karşısında güneye ya da ülke dışına kayabilmesi bunun bir örneğidir. (Ancak bu hiçbir şekilde, endüstri hareket ettikçe yeni gelişen bölgelerdeki işçi sınıfının kendi mücadelesini yükseltmeyeceği anlamına gelmez. Aksine, sermayenin işçi sınıfını kontrol edememesi uluslararası bir durumdur).

 

Ücretli kadınlar, hemcinslerinin çaresiz durumunun etkilerini yakından hissettiler. Kadınlar düşük ücretli işleri kabul etmek zorunda bırakıldılar çünkü tek alternatifleri maaşsız bir eş ya da sosyal yardım alan biri olmaktı.

 

Kimilerinin sahip olduğu maaşsızlığın herkesi zayıflattığına dair bir başka örnek de, karısının sahip olduğu maaşsızlığın sadece kendisini değil tüm ailesini yeniden üretmesi gerektiği anlamına geldiği bir otomobil işçisinin aile durumuna bakarak bulunabilir.

 

Aynı türden bir dinamiğin işçi sınıfının ücretli kesimi içinde de geçerli olduğu açıktır. Sermaye, maliyeti daha az örgütlü kesimlere yansıtılabildiği takdirde, daha örgütlü kesimlerin taleplerine boyun eğmeye daha isteklidir. Ancak aynı şekilde, sınıfın herhangi bir kesiminin güçsüzlüğü tüm işçi sınıfını zayıflatır. Bu dinamiğin belki de klasik bir örneği, beyaz işçilerin siyahlardan çok daha yüksek ücretler aldığı, ancak ücretlerinin ABD'deki otomobil işçilerinden çok daha düşük olduğu Güney Afrika otomobil işçileridir.

 

Sendikalar ücretli ve ücretsiz sektörler arasındaki ve aynı zamanda ücretli sektörün kendi içindeki bölünmeyi hem ifade etmekte hem de desteklemektedir. Her ne kadar belirli bir işyerinde sendikayla ilişki taktiksel bir sorun olsa da, sendikal mücadeleleri ana vurgu olarak geliştirmek devrimci bir strateji olamaz çünkü ne işçi sınıfı militanlarının faaliyetiyle ilgilidir ne de sınıf içindeki iş ve güç bölümüne meydan okur.

 

Sınıf içindeki iktidar mücadelesi

Siyahiler, kadınlar, sosyal yardım alanlar, öğrenciler vs. arasında olduğu gibi 60'lı yılların patlamaları şimdi farklı bir ışık altında görülebilir. Bunlar ayrımcılığa karşı mücadele eden 'ezilen azınlıklar' değildi. Onlar işçi sınıfının iktidar için mücadele eden kesimleriydi. Sadece sermayeye karşı bir mücadeleyi değil, aynı zamanda işçi sınıfı içindeki bir iktidar mücadelesini de temsil etmektedirler.

 

İşçi sınıfı kendi faaliyetleriyle kendini sürekli olarak yeniden tanımlamaktadır. Siyahi topluluk daha fazla para talep ettiğinde, eğer siyahiler işsizse bunun sebebinin sermayenin onların işsiz kalmasını istemesi olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu hem işsizlik için ücret talebi hem de bir iktidar mücadelesidir. Hastane ve büro çalışanlarının yakın zamandaki sendikalaşma ve ücret mücadeleleri, sınıfın bir kesiminin işçi olarak tanınmayı talep etmesinin ve sınıf içinde güç geliştirmesinin bir başka örneğidir. Mahkumlar da sendikal ücret ve işçi olarak tanınma talepleriyle greve gittiler.

 

Bu işçiler, uzun süredir gizemini koruyan üretim süreciyle -toplumsal fabrikayla- olan ilişkilerini açıklığa kavuşturuyorlar. Ve tıpkı 30'larda kitlesel sanayi işçilerinin vasıflı işçilere meydan okuması gibi, erkek endüstriyel işçi sınıfının daha güçlü katmanlarının konumuna meydan okuyorlar.

 

Sermayeye karşı olduğu kadar işçi sınıfı içindeki bu iktidar mücadelesinin anlaşılması devrimci stratejinin çıkış noktası olmalıdır, çünkü işçi sınıfı ancak bu mücadele sayesinde kendini birleştirebilir ve bir sınıf olarak gücünü arttırabilir. Tüm bu dinamik uluslararası düzeyde de geçerlidir. Uluslararası işçi sınıfının gücündeki herhangi bir artış, ulusal işçi sınıfının konumunu güçlendirir.

 

Portekiz'deki 'darbe'de kapitalist sınıfı metropol-Portekiz'de dizginleri gevşetmeye zorlayan, Portekiz'de artan grev faaliyetiyle birlikte sömürgelerdeki mücadeleydi. Ancak Portekiz, daha ileri kapitalist ülkeler için bir tür üçüncü dünyadır. Ve uluslararası sermayenin Portekiz'i Avrupa'nın geri kalanı ve ABD'deki sınıf mücadelesinden bir kaçış olarak kullanmaya devam etmesini engelleyen şey Portekiz'de giderek şiddetlenen sınıf mücadelesidir; yani metropoldeki işçi sınıfını güçlendirecek olan şey Portekiz'deki sınıf mücadelesinin gücüdür.

 

İşçi sınıfının öncüsünü sınıfın halihazırda daha güçlü ya da daha kolay örgütlenebilen kesimlerinde konumlandırmak, stratejiyi sınıf içindeki bölünmeleri yok etmek yerine onlara dayandırmak demektir. Devrimci bir stratejiyi sendikalara dayandırmak, stratejiyi işçi sınıfı içindeki daha da dar bir katmana -enerjisini hala sendikalar aracılığıyla kanalize etmeye istekli olan katmana- dayandırmak demektir.

 

Toplumsal fabrikayı altüst etmek

Stratejimiz toplumsal fabrikayı altüst etmek, sınıfın gücünü bir bütün olarak geliştirmek, böylece sermayenin değil kendi ihtiyaçlarına göre hareket etmeyi seçmesini sağlamak; emeğini geri çekmek, toplumsal fabrikadaki işlevini reddetmek, sermayenin planlarını yok etmektir. Bunu yapmak için, izlenecek strateji işçi sınıfı içindeki bölünmelere, ücretli işçiler arasındaki bölünmelere ve ücretli ve ücretsiz işçiler arasındaki bölünmelere saldırmalıdır. İşyeri ve toplum arasındaki kapitalist tanımlı bölünme de önemsiz hale gelmelidir. Tüm yaşamımız toplumsal fabrika ile bütünleşmiştir ve bu düzeyde direniyoruz ve direnmeliyiz.

 

Bu strateji, işçi sınıfının tüm kesimlerinin ihtiyaçlarını, zorunlu olarak sınıf içinde zaten daha güçlü olan kesimlerin çıkarlarını yansıtacak genel bir program altında toplamasını öngörmez. Sınıfın tüm kesimlerinin gücünü geliştirmeyi amaçlar, böylece birlik her bir kesimin diğerlerine sunabileceği güç temelinde inşa edilebilir. Sınıfın farklı kesimlerinin otonom örgütlenmesinin anlamı budur. Örneğin kadınlar, yalnızca erkekler kadınların ihtiyaçlarını ifade edemediği ya da kadın politikası geliştiremediği için değil, aynı zamanda kadınlar işçi sınıfı içindeki güçlerini geliştirmek zorunda oldukları için de otonom olarak örgütlenmelidir.

 

Ücretsizlerin mücadeleleri çok önemlidir. Ücretli olmayanların para talepleri ücretli/ücretsiz ayrımına doğrudan bir saldırıdır. Bu talepler aynı zamanda işçilere sermaye için çalışmayı reddetme seçeneği sunması bakımından da son derece yıkıcıdır. Sermayenin kârları uğruna işsiz kaldığımız sürece, toplumsal fabrikada çalışıyoruz demektir. Sermayenin kaç kişinin ve kimin işsiz kalacağına dair planını bozmanın yollarını bulmaya başladığımızda, toplumsal fabrikayı alt-üst etmiş oluruz.

 

Kadınların ev işleri için ücrete ihtiyacı vardır. Evdeki kadınlar, ev dışında da çalışsınlar ya da çalışmasınlar, günde 24 saate kadar ücretsiz emek sağlamaktadırlar. Bu sadece kadınlar için değil tüm işçi sınıfı için bir zayıflık kaynağıdır. Kadınlar sermayeye karşı ve işçi sınıfı içinde iktidar için, emeklerinin tanınması, iş gününün kısaltılması, sermaye tarafından sağlanan hizmetler ve para için mücadele etmelidir.

 

Ev İşleri için Ücret, toplumsal fabrikayı temelden bozacaktır. Sermaye artık ücretlendirilmeyen kadın nüfusunun sırtından genişleyemez. Ev işleri saat başı ücretlendirilirse, devrim niteliğinde bir değişiklik yapılması gerekecektir. Ve kadınlar, sermayenin işine geldiğinde ev dışında ikinci bir işe itilmeyi reddetme seçeneğine sahip olacaklardı.

 

Eğer bunların çoğu, örneğin otomotiv ve çelik sektörlerindeki son derece örgütlü ve güçlü işçileri ihmal ediyor gibi görünüyorsa, durumun böyle olmadığını açıkça belirtmek isteriz. Bu satırların yazıldığı sırada, bu ülkedeki sınıf mücadelesinin tüm karakterini kolaylıkla değiştirebilecek bir madenci grevinin eşiğindeyiz. Eğer İngiltere'de olduğu gibi madenciler hükümeti yenerse, daha az güçlü olan herkese hükümetin yenilebileceğini açıkça göstermiş olacaklar. Diğer tüm ücretli işçilerin beklenti düzeyini yükseltmiş ve ücretli ile ücretsiz arasındaki uçurumu daha da belirgin hale getirmiş olacaklardır.[5]

 

Madenciler ve hükümet arasındaki mücadele kritik bir mücadeledir çünkü madencilerin taleplerinin hem büyüklüğü hem de niteliği kapitalist planlamaya meydan okumakta ve toplumsal fabrikayı bozmaktadır. Talebin büyüklüğü kapitalist ücret politikasını alaya alıyor; ve taleplerin doğası (örneğin, herhangi bir şirketle değil sendikayla 20 yıl çalıştıktan sonra ayda 500 $ (250 £) emeklilik maaşı) işçilerin 40 yaşında çalışmayı bırakmasına izin verecek.

 

Bu durum fabrika kapılarının ötesine geçmeye başladı bile. Ne zaman ve hangi koşullar altında işgücü piyasasında olacağımıza karar vermeye başlıyoruz. Bizi bekliyor gibi görünen büyük ölçekli işsizlik de benzer bir şekilde karşılanabilir. İlgilendiğimiz şeyin daha fazla iş değil para olduğunu açıkça belirtmeliyiz. Otomotiv ve çelik sektöründeki düşük maaşlar[6] zaten bu talebi gerçekleştiriyor.

 

Bu noktalar, ortaya koyduğumuz perspektifle ne tür mücadeleler geliştirilebileceğini göstermeye pek başlamıyor. Tüm bu tartışma zorunlu olarak çok şematik olmuştur. Ekonomik ve siyasi mücadeleler arasındaki yanlış ikilik gibi pek çok başka unsur da incelenebilirdi - bu ikilik kişiyi işyerinde iyi bir sendika militanı, partide ise 'devrimci bir Marksist' olmaya götürür. Ancak umarım bu, ihtiyaç duyulan bazı tartışmaları açmak için bir başlangıç olur.

 

Her şeyi çözdüğümüzü iddia etmiyoruz. Ancak kafa karışıklığı, pratiğimiz ve işçi sınıfının faaliyeti birçok şeyi açıklığa kavuşturana kadar yaşamak zorunda kalabileceğimiz bir şeydir. Tüm soruları yanıtlama konusundaki yetersizliğimizin daha rahat, geleneksel yaklaşımlara dönmemize neden olmasına izin veremeyiz.

 

Beth, Bob, Joe, John, Kathy, Michael C., Paula, Rick, Sam, Sidney

 

Kasım, 1974



[1] Bu ve daha fazlası için Selma James'in ilk olarak Race Today'de yayınlanan ve Falling Wall Press ve Race Today Publications tarafından Şubat 1975'te broşür olarak yeniden yayınlanan Sex, Race and Class adlı kitabına teşekkür borçluyuz.

[2] Ülkeye 'yasadışı' yollardan girmiş ve çalışma izni olmayan işçiler.

[3] Toplumsal fabrikanın işleyişi giderek daha fazla, sürekli genişleyen bir devletin doğrudan yönetimi altına giriyor. Modern kapitalist devleti oluşturan kurumlar hem mücadelelerimizi soğurmaya hem de sömürümüzü örgütlemeye çalışmaktadır. Örneğin üniversiteler, sosyal hizmet uzmanları, şehir planlamacıları ve hapishaneler, toplumsal isyanın absorbe edilmesini planlamakta ve gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Ekonomistler, sendikalar, ordu ve medya ya emeğimizin ve tüketimimizin düzenlenmesini planlamakta ya da kolaylaştırmak için çalışmaktadır. Vergilendirme yoluyla devlet, ekonomik planlama için gerekli olan büyük sermaye yığınlarını biriktirir. Savunma sanayii genişletilir ya da küçültülür. İflasın eşiğindeki endüstrilere sosyal yıkımı önlemek için enjeksiyonlar yapılır (örneğin Lockheed'e iflası önlemek için verilen 200 milyon dolar). Ekonomi şişirilir, söndürülür, stagflasyona uğratılır.

[4] Ücretli ve ücretli olmayan arasında bir güç sürekliliği olduğu gibi ücretli olmayan sektör ile ücretli sektör arasında da iki güç sürekliliği vardır. Birincisi, endüstriler arasındaki sürekliliktir: çelik işçileri genel olarak tarım işçilerinden daha fazla güce sahiptir ve daha yüksek ücretler kazanırlar. Ev işlerinin uzantısı olan işler -hastane işleri, büro ve ev işleri, vb- skalada alt sıralarda yer alır. Bazı yetkiler, inşaat sektöründe olduğu gibi beceriye ve kısıtlı sendika üyeliğine dayanmaktadır ki bu durum sendikalar tarafından korunmaktadır. Öte yandan, kitlesel endüstriyel işçilerin gücü örgütlü mücadeleye -endüstriyel sendikacılığı doğuran mücadelelere- dayanmaktadır. Ücretli sektördeki diğer güç sürekliliği her sektörde mevcuttur. Bu da yine beceriye ya da örgütlenme derecesine bağlı olabilir. Nüfusun belirli kesimleri bu sürekliliklerin en alt katmanlarında açıkça aşırı temsil edilmektedir. Kadınlar, siyahlar, Meksika kökenliler, göçmenler... Liste, sınıfın daha güçsüz kesimlerinin ya ücretlendirilmediği ya da düşük ücretli veya tehlikeli işlerde yoğunlaştığı şeklinde uzayıp gidebilir. Irkçılık, beyaz olmayanları bu güçsüz konumda tutmak için bir araç olmuştur.

[5] Hükümet ücret anlaşmalarına bir tavan koymaya çalışıyordu ve bunun %5 civarında olmasını umuyordu. ABD'de açıklanan enflasyon oranının %12,5 olduğu düşünüldüğünde, bu işçi sınıfı için muazzam bir yenilgi anlamına geliyordu. Madencilerin grevi Kasım 1974'ün başlarında gerçekleştiğinde, çelik işçileri 1980'e kadar sürecek bir grev yasağı karşılığında %14'lük bir ücret artışını çoktan kabul ettirmişlerdi. Öte yandan madenciler, güvenlik, izin hakkı ve istedikleri zaman benzin satın alma [petrol krizi sırasında karne uygulamasına karşı çıkarak] konularında maden şirketlerine ve eyalet hükümetine karşı bir dizi vahşi grevi henüz kazanmış oldukları için güçlü bir konumdan hareket ediyorlardı. Hükümet, belki de birkaç ay önce İngiltere'de yaşananları göz önünde bulundurarak, bunun bir test davası olmamasına karar verdi ve madencilere sadece 5 hafta sonra istediklerinin büyük bir kısmı verildi. Kazançların yaklaşık %54 olduğu tahmin edilmektedir. Emekli maaşları aylık 150 $'dan 375 $'a (yaklaşık 190 £) yükseldi. Bir yıla kadar şirket tarafından ödenen haftada 47 sterlinlik maluliyet sigortası ve hayat pahalılığındaki artışın yaklaşık %60'ını karşılayacak bir hayat pahalılığı eskalatörü kazandılar. Ücretler %9 oranında artırıldı ve sonraki iki yılın her birinde %3 oranında artacak (günlük ortalama 24 £'dan 28 £'a). Grevin aslında sınıf çatışmasını kökten değiştirmediği açık olsa da, en azından kısmen hükümetin meydan okumayı reddetmesi nedeniyle, bu büyüklükte bir anlaşmanın uzun vadeli bazı sonuçları olamaz. Daha şimdiden Ford, benzer boyutlarda bir paket talep eden demiryolu işçilerine karşı Taft-Hartley'e [ulusal çıkarlara karşı grevi erteleyen bir yasa] başvurmak zorunda kaldı.

[6] Büyük otomobil üreticilerinden birinden işten çıkarılan bir işçinin eve götürdüğü temel ücretin %95'ini aldığı bir sosyal yardım sistemi. En az bir yıllık kıdeme sahip olması gerekmektedir. Ancak para, herhangi bir zamanda çalışan işçi sayısına göre katkıda bulunulan Sabit bir fondan geliyor. Şu anda çok sayıda otomobil işçisi işten çıkarıldığı için hem Chrysler hem de G.M.'deki fon çoktan tükenmiş durumda. İşçiler normal devlet tazminatı (Teksas'ta haftada 35 $ [18 TL] ile New York'ta haftada 95 $ [48 TL] arasında değişmektedir) ile yaşamaya geri dönmüşlerdir.

Yorumlar