Egoist Komünizmin Kısa Bir Açıklaması
D.Z. Rowan
çeviren: the reverend tholomew plague
“Eğer
toprağı zaten orada olan sahiplerine bırakmak değil de kendi elimize geçirmek
istiyorsak, birleşmeli, bir birlik, bir société kurmalı, toprağı ona mâl
etmeliyiz. Ve tıpkı toprakta olduğu gibi onları birçok diğer mülkten sürmeliyiz
ki onu bizim mülkümüz yapabilelim – fatihlerin mülkiyeti. Fatihler öyle bir
toplum oluşturuyor ki, birinin hayal edebileceği her dereceden insanlığı
kucaklayan; ancak bu ‘insanlık’ da bir spooktan ibaret; sadece bireyler onun
gerçekliğidir. Ve bir kolektif olarak bu bireyler (bir topluluk toprak veya
yerküreye izole bir bireyden veya bir ‘fatih’ten daha az keyfi
davranmayacaktır. Öyle olsa bile, mülkiyet ayakta kalır, hem de özel olarak, bu
insanlık, bu büyük toplum, bireyi kendi mülkiyetinden ayırmakta (belki sadece
kendisinin olanı bireye kiralar, sadece bir parçasını) ki aynı zamanda insancıl
olmayan her şeyi de hariç tutmakta, örneğin hayvanların mülkiyetini tanımamakta
– öyle de kalacak ve öyle büyüyecek. Böylece bir parça isteyen herkes için her
şeyi kendine isteyen bireyin mülkiyetinden alınacak: ortak mülkiyet haline
getirilecek. Ortak mülkiyetin içinde herkesin bir payı var ve o pay onun
mülkiyeti. Mesela bizim eski ilişkilerimizde beş veliahta bırakılmış bir ev
onların ortak mülkiyetidir; ama evin her beşte biri beş veliahttan birinin
mülkiyetidir.”
–Max
Stirner, Biricik ve Mülkiyeti
Egoist komünizm meselesi çağdaş egoistlerin gözdesi olmuştur,
Stirner'in yeni okurları onun bulgularının çıkarımlarını fark etmiş
görünmektedir. Bu çıkarımlar, özel mülkiyet ve ahlakın yanı sıra devlet
kavramının kendisi de dahil olmak üzere devleti ayakta tutan tüm yöntemlerin
kutsallığının ortadan kaldırılması; eğer herkes ya da en azından çoğunluk bu
psikolojiyle düşünseydi, bu soyutlamaları büyük olasılıkla devletin, özel
mülkiyetin, sınıfın, para biriminin vb. ortadan kaldırılmasına yol açacak derecede
ihlal ederdi. Egoist komünistler bunu sadece materyal temelde egoizmin
mantıksal sonucu olarak görmekle kalmaz, aynı zamanda bu koşullar radikal bir
özgürlük kapsamına izin verdiği için onların lehinedir. Fikrimiz elbette
eleştirilere maruz kalmıştır, eleştirilerin çoğu egoist komünizmin bir sistemin
yerine başka bir sistemin geçmesi olduğu, bir amaç sistemi hedeflediğimiz
fikrine dayanmaktadır. Aksine, egoist komünizm toplumun ulaşması gereken bir
ideal değil, bir uygulamadır. Egoist komünizm, egoist çıkarlarımız için ortak
mülkiyeti kullanan taraflar arasında gönüllü olarak karşılıklı fayda sağlayan
bir ilişkiyi ve mevcut duruma karşı ayaklanmayı tanımlar. Bu mevcut durum
devlet, kapitalizm ve onun ürkütücü gerekçeleridir. İdeal bir toplumun planını
çizmeye çalışmıyorum, bu egoist komünizmin bir açıklamasıdır, ki bu da belirgin
bir şekilde bir başkaldırı yöntemidir. Ütopya, şeylerin uzaktaki durumunda
değil, her bireyin şeylerin durumunun tüm biçimlerine karşı kendi
ayaklanmasında yatar.
Birinci Bölüm
Egoist felsefenin iskeletine baktığımızda her sistemin kendi
doğasına egoist diyebileceği oldukça bariz bir gerçektir. Ama herhangi bir
sistem egoist olabilir mi? Hem psikolojik hem de materyal olarak? Hayır,
Stirner’ın çözdüğü ve onların karşısında bir isyana çağırdığı bu ayrımlar var
olan her sistemin açık seçik bir parçası olduğu göze çarpıyor. Kurulu bir
sistemin varlığı bile egoizmin muhalefet ettiği bir olgudur, çünkü kurulu bir
sistem sistemi uygulayanlar, bireyler için kurulu bir kimlik gerektirir, bu da
ancak hala o sistem olarak adlandırabilecekleri bir sistemsel olgular bütününe
boyun eğerek olacak bir olaydır. Örneğin özel mülkiyet hakları fikri olmadan
kapitalizm, kapitalizm olmaz ve bireyler bu kurumun devam edebilmesi için bu
hakların var olduğuna inanmak zorunda kalırlar. Eğer kendimizi kapitalist
devletin zincirlerinden azat edeceksek, baştan bizim olması gereken mülke sahip
olacaksak, çok farklı bir yaşam ve mülkiyet metoduyla isyan etmeli ve
yükselmeliyiz. Biz egoist komünizmi bunun ideal sistem olduğu düşüncesiyle
benimsemiyoruz, bu bizim çıkarımıza olan sistem olduğu için, hayatlarımızı
geliştirmek ve bizi bastırmak isteyeni yok edecek sistem olduğu için
benimsiyoruz.
Üretim araçlarının özel mülkiyeti sadece ihtiyacım olan şeyi elde
etme araçlarını bir başkasının kontrol etmesine izin verir, meta üretimi ile bu
sadece bir olasılığa değil, aynı zamanda mülk sahibi olmayanları sömürmek için
bir teşvike yol açar. Bireysel otonominin sömürülmesi ve tahakküm altında
bırakılması mülkiyet sadece bazılarının elindeyse garantidir. Özel mülkiyet,
bana ait olsaydı daha iyi kullanılabilecek bir şeyi benden alır. Kendimi
özgürleştirmek adına, başka –ve daha yüksek- bir otoritenin oluşmasını
engellemek için her türlü mülkiyetin sahibi olmalıyım. Daha yüksek bir otorite,
bir hiyerarşi, benim isteyebileceğim ya da ihtiyacımın olabileceği her türlü
şeyin tekelleşmesine sebep olur. Örneğin, yemek üretimi başkası veya benim
dâhil olmadığım bir grup tarafından ele geçirilseydi, bu durum onlara yemek
erişimi karşılığında beni sömürme hakkı tanırdı. Mülk sahibinin asıl amacı o
olmasa bile, onların merhameti altında elimiz kolumuz bağlı olmak ister miyiz?
Ortak mülkiyet lehine özel mülkiyetin terki hariç yapılacak hiçbir şey
kalmıyor, çünkü ancak ortak mülkiyetle istediğim veya ihtiyacım olan her türlü
ürünün üstünde güç ve otonomi sahibi olabilirim. Eğer her şey herkesinse ve ben
o herkesin bir parçasıysam, o her şeyin hem sahibiyimdir hem de o her şeyin her
bir parçasına erişimim vardır.
Ancak, çoğunluğun diktatörlüğünden korkularak bu fikri benimsemede
tereddütler karşımıza çıkıyor; bu gayet geçerli bir karşıt argüman. Ortak
mülkiyet, ancak ilgili her bireyin mülk üzerinde eşit güce sahip olması halinde
bireysel otonomiyi en üst düzeye çıkarır; bu sayede her birey isterse araçları
tamamen kendi başına kontrol etme imkanına sahip olur. Ortak mülkiyet artık
kolektifin ürkünç düşüncesi tarafından domine edilemez; o artık onu yaratanlar
arasında bir karşılıklı güven durumu haline gelmiştir; bu karşılıklı güven de
herkesin kendi çıkarı için birlikte çalışmasıdır, kimse bile isteye bu durumu
bozmayacaktır. Fakat, diğer komünizm formlarından asıl ayrım şuradadır: tüm
kaynaklar herkes tarafından elde tutulsa da herkes tarafından dağıtılmazlar.
Bireyi otorite denen uzaylıdan korumak için; ürünler tek bir organizasyon
tarafından değil kullanım ve emek üstüne kurulu gönüllü gruplar tarafından
dağıtılır. Çetelerden oluşan bir ekonomi düşünün, bir çeteye katılan herkes
kendi çıkarı adına katılıyor bu çetelere; her ne kadar ürünü veya hizmeti elde
tutmak için çalışmayı kabul etseler de katılmalarının tek sebebi bir çıkarları
olacağını bilmeleridir. Egoist komünizmde, canım süt istediği zaman onu bana
verecek merkezi bir organizasyona dayanmak zorunda kalmaz, onun yerine
kendileri de süt isteyen veya zaten süt üreten başkalarıyla konuşurum. Birlikte
örgütlendiklerime yardım ederim, be sonunda süt ürettiğimizde herkes kendi
payını alır. Bu merkezi bir dağıtımcının varlığını tamamen yok etmiyor, ama o
dağıtımcıyla bir ilişki kurmak tamamen isteğe bağlı olmalı; beni bu dağıtımcıya
dayanmaya zorlayan hiçbir şey olmamalı. Egoist komünizm bu tür bir karşılıklı iş
birliği ile örgütlenir, demokrasi veya hiyerarşiyle değil.
Egoist komünistler spesifik olarak gayrı resmi rekabetlere karşı
olmasalar da genel olarak resmi piyasalara karşıdırlar ve onları bir hedef
olarak görmez, onları oluşturmayı planlamazlar. Resmi bir piyasanın varlığı
paranın varlığını ve bununla birlikte merkezileşmenin varlığını gerektirir;
piyasaların hiyerarşiler ve tekeller yaratmaya yönelik uygunsuz eğilimi ile
(piyasaların varlığının, özellikle de çok az regüle edildiklerinde, büyük miktarda
servet eşitsizliği biriktirme eğiliminde olduğunu gördüğümüz gibi), tam bir
devlet olmasa bile sözde bir devlet kaçınılmaz hale gelir. Daha önemlisi, kâr
amacının varlığı şüphesiz sendikaların ve kooperatiflerin karşılıklılığını
bozardı. Mülkiyetin tekelleşmesi bireylere bazı ürünleri nereden alacakları
veya kiminle çalışacakları konusunda hiçbir seçim sunmaz, ya da bu örnekteki
gibi kim için çalışacakları konusunda;
seçim şansı olmayanlar sömürüye karşı korunmasız hale gelirler. Sömürüye
özendirme varsa, sömürü gerçekleşir; bu da o birliği egoist olmaktan çıkarır. Eğer
daha başka, daha güçlü güdüler ve teşvikler varsa bireyin egoist çıkarlarından
başka bir motivasyonla hareket etmesi beklenemez. Örneğin, eğer hayatta kalmak
için bana para gerekiyorsa ve ben bu parayı kazanmak için istemediğim bir işe giriyorsam
veya kendi isteğim dışında bir birliğe katılıyorsam, bunu sadece gelecek para
için yapıyorumdur, başka koşullar altında bunu isteyeceğim için değil. Gayrı
resmi piyasalar meşrudur, hatta egoist komünizmde beklenirler bile. Rekabet,
ama kimin en iyi ürünü sattığı üstünden değil, kiminle çalışmanın en keyifli
olduğu veya kimin en yetenekli olduğu üstünden kurulur. Fiyat ve kalitenin
değişken bir kombinasyonu, piyasa başarısını ölçmek için yeteri kadar pratik
olmayan ve fazlasıyla içi boş bir yöntemdir; tüketicilerin göz önünde
bulundurması gereken farklı faktörler de vardır, sadece aldıkları ürünlerin
kalitesi değil, hayat kalitesi bakımından. Eğer bir kooperatif en iyi sütü
yapıyorsa ve onlarla çalışması keyifliyse, doğal olarak daha çok insan o
kooperatife katılmak isteyecektir. Kooperatifin üye sayısı büyüyünce, bu sayı
artmaya devam ederse ürünlerin dağılımı sırasında kooperatif üyeleri üründen
daha az elde etmeye başlayabilir; eğer böyle bir durum oluşursa kooperatifin
içinden bir grup ayrılıp kendi kooperatiflerini kurma fırsatı elde ederler. Bu
ayrılan grup ilk kooperatifteyken kazandıkları yetenekleri kendi kaliteli
ürünlerini üretmek için kullanabilirler. Bu örüntü bir rekabet etkisi yaratmaya
meyillidir; öğrenerek ve yeteneklerini geliştirerek, kooperatifler
birbirlerinden kopabilir, dallanıp budaklanabilir ve genel olarak kalite ve kâr
miktarını artırıp işyeri koşullarını geliştirebilirler.
Tabii herkesin üretime bu kadar zaman ve emek vermesi beklenemez, daha
çok dinlenme vakti istiyoruz, daha az değil. Komünler buna bir çözüm olabilir,
çünkü bir komün daha çok ihtiyaç, potansiyel olarak da lüks karşılamak üstüne
kuruludur. Egoistlerden oluşan komünler kurmak daha efektif olabilir. Bu iki
organizasyon çeşidinin ikisi de büyük ihtimalle değişkenlik gösteren
spesifiklik dolayısıyla kullanılırdı. Bu bağlamda bir egoistler birliğiyle
egoistler komünü arasındaki tek fark, (başka bir bağlamda basitçe aynı anlama
gelirlerdi) bir komünün daha geniş skalada isteklerle ilgilenmesidir. Süt
üreten bir birlik sadece süte odaklanabilir, ama onun komünal varyasyonunun
genel olarak yemeğe odaklanması daha muhtemeldir. Bu belki ürün çeşitliliğine
ket vurabilir ama genele bakıldığında daha etkili olur. Ancak bu noktada fark o
kadar küçük olurdu ki her şey bireysel seçime kalırdı.
Paranın varlığı kolektif mülkiyetteki bir ekonomide sadece
gereksiz hale gelmez, aynı zamanda egoist komünizm tarafından ona karşı
çıkılmalıdır. Para sadece benim satın alma gücümü kısıtlar, niye bana yabancı
bir şeyin mülkiyet elde etme yetimi kısıtlamasına izin vereyim ki? Aynı
şekilde, başka insanların kısıtlamasına izin vermem için bir neden göremiyorum.
Bir şirket ya da bir kongre, bir topluluk veya bir kooperatif, kimin yaptığı
fark etmeksizin kısıtlama kısıtlamadır. Para sadece bireysel özgürlüğe karşı
kısıtlayıcı değil, aynı zamanda bir anarşi durumunda koruması neredeyse
imkânsızdır. Bir para birimini korumak, merkezileşme gerektirir ki evrensel
olarak dolaşıma sokulabilsin ve eğer bu sistem genişletilirse, onu fonksiyonel
tutmak için gereken merkezileşme de genişleyecektir. Bu kesinlikle bir devlet
benzeri örgütün varlığına yol açacaktır, tıpkı resmi bir piyasanın yaratacağı
hiyerarşiden ötürü kapitalizm semptomları göstereceği gibi. Benim sistemim
ihtiyaçlarım üstüne kurulu olmalı, belli miktarda bir arz, tedarik ve hatta
emeğin üstüne koyduğumuz hayalî bir değer üstüne değil. Değer üstüne kurulu bu
sistemleri etkisiz hale getiriyoruz çünkü egoistler olarak “sıkı çalışmanın
değeri” veya “başarı için yapılan fedakârlıklar” gibi saçmalıkları yüceltmekle
uğraşmayız. Anarşi bireye dayatılan her türlü materyal değer sisteminin terkini
gerektirir ve bu sistemler kesinlikle egoistler tarafından terk edilebilir.
Benim değerimi benden başka hiçbir şey belirlememeli.
Mevcut proletarya olarak bize sadece koşullarımızı birazcık
geliştirme sözleri verildi, onları terk edip kendi koşullarımızı yaratma
fırsatı değil. Ben üretim araçlarının sahibi olmayı sadece daha iyi bir hayat
kalitesine sahip olmak için değil, sahibi olmak için, güç hürriyetine sahip
olmak için istiyorum. İşçi olmaktan yorulduk, hayatlarımızın içinde ve içine
doğduğumuz sınıfa göre yönlendirilmesinden yorulduk. Kahrolsun o sınıf,
kahrolsun proletarya düşüncesi, artık olayın öznesi değil sahibi olmak
istiyoruz. Bireylere kendi kader ve güçleri üstünde karar hakkı tanımak için
sınıflar yok edilmelidir. Biz sistemi ayakta tutan o sadık fabrika işçileri değiliz,
biz bu sistemi yıkmak için çabalıyoruz. Sınıflar, toplumun kendisini
oluşturanlara dayattığı yönetimin maddi belirtisidir, bir spooktur. Kendi
hayatlarımızla ne yapacağımıza biz karar veririz ve yönetilmeyi arzulamıyoruz.
Açıkça “yönetenlerimizi” el üstünde tutmayacağız.
Egoist kendi mülkünü ele geçirirken, kendi değer ve gücünü
belirlerken ve ortak amaçları olan diğerleriyle ortaklıklar kurarken hiç
tereddüt etmez. Güçlerimizi birleştirerek birlikler ve komünler
oluşturduğumuzda, mülkiyeti ele geçirmek ve yönetmek için, bu mülkiyeti tek
başımıza elde etmeye çalıştığımızdan çok daha fazla güce, kolektif bir güce
sahip oluruz. Ortak mülkiyet sayesinde birey kendi mülkü üstünde daha büyük güç
elde eder, onun mülkünü ondan uzak tutan para, özel mülkiyet veya devlet gibi
faktörler ortadan kalkar. Bizim ortak mülkiyetimiz, mülkiyetin ortaklığının
bireyin istediği şeyi alıp onu istediği gibi kullanmasına izin verdiği bir
mülkiyettir. Bir varsayılandan, daha yüksek bir merkezi dağıtıcıdan bağımsız
bir ortak mülkiyet; bu bireylerin kendi mülkleri üzerinde tam kontrol sahibi
olmalarının yolunu açar. Parayı ve piyasaları terk ederek, bireyler özgürce
kendi kendilerini kendi
standartlarına ve kendi arzlarına
göre ölçebilirler; sahip oldukları para miktarına ya da ürettikleri ürünün yaygınlığına
göre değil. Sahip olduğum para miktarı harcadığım eforun ya da yeteneğimin
sonucu olabilir, ama işin sonunda, benim eforumun değerini belirleyen mülk
sahipleri ve tüketicilerdir. Satabileceğim ürünler bana sadece tüketicilerin
arzına göre kâr ettirir. Ben kendi değerimin, gücümün, benden başka herhangi
bir etken tarafından tanımlanmasını kabul etmiyorum. Başkasının benim
yeteneğimden keyif alması -hayatta kalmak ya da mülk sahibi olmak için buna
dayanmıyorsam- bana keyif veriyorsa bile, her zaman her şeyi sadece kendi
hazzım için yapabilirim. Bu tip bir komünizm sayesinde, sadece kendi zevkimiz
için kendimiz olabiliriz, başka bir değer sistemine kendimizi kazandırmak veya
sadece başkalarının zevki için değil.
İkinci Bölüm
Resmi
partilerin, seçim kampanyalarının ve tepkinin günleri bitti. Bu yöntemleri
kullanmayacağız, kullananlarla yol yürümeyeceğiz, çünkü bunların yaptığı tek
şey hareketi pasifize etmek. Resmi partiler, resmi organizasyonlar bizi sadece
sistemin içinde çalışmaya zorlayarak pratiğimizi kısıtlar. Anarşistler
arasındaki esnekliği ve değişim rüzgarını kısıtlar. Resmi politik örgütler aynı
zamanda hafif hiyerarşilere de izin vererek “öncü parti” gibi bir yapıya
dönüşmeye başlar, ki bu bir şeyler başarılsa bile her zaman anarşi umudunu
söküp alır. Politik bir parti ya da herhangi bir diğer resmi organizasyon
kendinizi yabancılaşmış, olmayacak bir idealin üstüne var olmayan sözler veren
bir halde bulana kadar güçlü ve efektif bir yöntem sanabilirsiniz. Partiler
üretmeyin, ağlar üretin; aklında spesifik amaçlar olan ve ihtiyaca göre
kendiliğinden oluşup dağılabilen ağlar. Böylece, kendimizi aksiyon
eksikliğinden dolayı oluşan bir yabancılaşmadan koruyabiliriz, eğer bir
şeylerin yapılmasını istiyorsak, sadece ona yetecek kadar organize olur ve
sonradan dağılırız, çünkü artık bir amacı olmayan gruplarla bağlantımızı
koparmamak ancak vakit ve enerji kaybıdır. Yürüyüşler ve protestolar neredeyse
hiçbir zaman bir tepkiden fazlası değildir, ama burjuvazi ve devlet tarafından
uygulanan bir diğer baskıdır, çünkü onlar varlıklarını bunlar sayesinde korudu.
Biz zaten bu sistemin altında yaşıyoruz, onun zaten azıcık kalmış otonomimize
tecavüz etmesini önlemeye çalışmak üretici değildir. Otoriteyle sadece yılanın başı
gözüktüğünde savaşılmamalı, sürekli bir isyan halinde olunmalı. Bu düzenli
isyanın en efektif yolu hem ekonomik hem kişiler arası karşılıklı olarak
yararlı ilişkiler kurulmasıdır. Bu ilişkileri sağlamlaştırmak için otonomi
alanları oluşturulmalıdır.
Egoist komünizm her şeyin işgalini önerir. Mülkünüze kendi
gücünüzle ve gerektiğinde bir komünün gücüyle el koyun, bir egoistler
birliğinin, bir çetenin. Kendimizi partiler veya diğer resmi organizasyonlar
yoluyla ifade etmeyiz, “halkın” nihayet ayaklanmasını ve ulusal ya da global
devrimi getirmesini de umut etmiyoruz. Onun yerine, egoizmi bir yaşam biçimi
olarak benimseyip onu materyal ilişkiler ve şimdiki koşullarını yaratmak için
kullanıyoruz. Kendi kendimize yetebilir hale gelmek için egoistler birlikleri kurulmalı,
daha çok birlikle bağlantılar kurulup, alanları ele geçirip otonom bölgeler
oluşturulmalı. Belirli bir alanda komünist ilişkiler kurunca orayı ele geçirmiş
oluruz, bölge ele geçirildikten sonra orada kendine yeterlilik inşa edilir. Ele
geçmiş bir bölge tamamen kendine yetebilir hale gelirse, otonom bir bölge olur.
Bu bölgeyi oluşturanlar başarılı bir şekilde kendine özgü bir özgürlük alanı
yaratmış olur; toplumun yok olduğu küçük bir bölge.
Ama biz egoistler bundan fazlasını istiyoruz, dağınık anarşi komplolarını
yeterli görmüyoruz; eninde sonunda daha fazlası için çaba göstereceğiz. Bu
dünyayı ele geçirmek için bir plan olmak zorunda değil; aslında, olayların
mantıklı ilerlemesidir. Bizim yöntemlerimizin ve psikolojimizin yayılması
egoizmin yarattığı materyal koşulların ilerlemesinin anahtarıdır, bu koşullar
da komünisttir. Otonom oluşumlar yaratıldığında, daha fazla insan gücü ve
kaynak sahibi olduğunda; yerel ve kapitalist otoriteye karşı olan agresyon
şiddete dönüşür. Planımızın yavaşça ve gizlice genişlemesi bir yana, tam güç
atağa geçmeden önce kendi yok edilişimize karşı kendimizi savunabilir
olduğumuzdan emin olmalıyız. Gerektiğinde şiddet kullanmaktan çekinmeyin.
Belki bu egoist ilişkiler ayakta kalmaz ve devlet tarafından dağıtılır. Bir şey
olmaz, yenilerini yaratırız; devlet bunları yok etse bile yaşam tarzımızın
yayılmasını önleyemezler. Kölelik üstüne kurulmuş ve kölelik üstünden yürüyen
bir toplumda, özgürlüğün ve sahipliğin herhangi bir tomurcuklanması bir
isyandır. Herhangi bir özgür bölge, herhangi bir komün, herhangi bir topluluk
kendini bana yabancı gösteren her şeyin suratına bir tokattır. İşgal ettiğim
dünyadan hiçbir şey bana yabancı değildir, çünkü o sadece benim gözümden
görülmüştür; kendini benden bağımsız gören herhangi bir “otoritenin”
dürüstlüğünü yok etmeyi kendime görev bilirim. Kapitalist sistem benim sahip
olduğum her şeyi arzular -onun koşullarında benim hayatta kalmam bile- tam
manasıyla benim dünyamı benden arzular. Kendi yöntemimle iş birliği yapmaktan
ayrıldığım her saniye parça parça dünyamı yok ederim. Onun herhangi bir bölgede
yokluğu onun üretimini rahatsız eder ve kölelerini uzaklaştırır. Birey kapitalizmin
ve sonrasında, toplumun düşüşünden keyif alır.
Metod
Bizim
alanlarımız bizim mülkümüzdür, bizim boşluklarımız, ama en önemlisi, topluma
karşı verilen savaşta kazanılan bir cephedir. Otorite ve kutsallıkla korunan
her şeyi yok etmek, işgal etmek ve ona saygısızlık yapmak bizim yöntemimizdir.
Kendimizi özgürleştirmek bizim amacımızdır. Hiçbir spook kutsal bırakılmaz,
hiçbir hiyerarşi yok edilmeden bırakılmaz ve bireyler tek gerçek olarak bırakılan
yegâne şey olarak kalır, tek yaşam yolu kendimizinkidir. Kapitalizm bizi onun
kapitaliyle bağlamıştır ve biz kendimizi bu zincirlerden bütün kapitalist
inşaların terkiyle kurtaracağız; devletsiz, sınıfsız, parasız bir koşul bu yok
ediş yoluyla yaratılır.
"Yoksulluk
ancak benlik olarak değeri kendimden anladığımda, kendi öz değerimi kendime
verdiğimde ve fiyatımı kendim belirlediğimde ortadan kaldırılabilir. Dünyada
yükselmek için isyan etmeliyim."
-Max
Stirner, Biricik ve Mülkiyeti
Yorumlar
Yorum Gönder